05.03.2010
Bu akşam Sinan eşyalarını toplaması için eve yakın bir arkadaşını yolladı. Çok uzun değil, iki aydır birlikte yaşıyorduk ama Sinan başından beri hayatımın her anında benimle olmak istemişti ve eşyaları da bunun bir parçasıydı sanki. Sinan'ın diş fırçası banyoda benimleydi, cd'leri müzik zevkimi etkiliyordu, giysileri dolabıma hakim olmaya başlamıştı.
Murat, yani Sinan'ın arkadaşı, eve akşam yedi sularında geldi. Bana sinirli olduğunu, Sinan'ı üzdüğümü söyledi; bunları söylerken viski bardağındaki buzlardan ses çıkarmayı tercih ediyordu, pek sinirli de bir hali yoktu. Tahminen Sinan öyle demesini tembihlemiştir. Önce Sinan'ın bana ilk aldığı hediye olan Gone With the Wind (ironik) afişinin olduğu çerçeveyi duvardan çıkardı. Evimi tanıyanlar bilirler, bu afiş salonumun en arka duvarında, kırmızı koltuğun hemen arkasına asılıdır ve kırmızı koltukla birlikte bu odayı tamamlar. Daha sonra içki büfesinin üzerindeki mor kadın heykelini aldı -ki bu da bana alınmış bir hediyeydi- "Alabilir miyim?" diye gelişigüzel sorduktan sonra siyah sırtçantasına attı. Sevdiğim hediyeleri benden alarak intikam aldığını düşünüyor olmalı.
Murat daha sonra geri kalanları aldı, Sinan'ın cd'lerini, gömleklerini, pantalonlarını, ayakkabılarını, traş malzemelerini ve pek çok diğer şeyi. Sinan'ın evde o kadar eşyası vardı ki, bir kısmını bırakmak zorunda kaldı. O gittiğinde ev biraz hafiflemiş gibiydi sanki.
Sinan'ın gitmeden önce son sözleri "Kabul etmeyeceksin beni. İstemiyorsun. Gidiyorum" olmuştu, ellerimi tutarak bir on dakika boyunca bırakmamış, boş boş karşı duvara bakarak başka bir aleme gitmişti. Evet belki olumsuz yanıt vermiştim evlenme teklifine ama onu istemeyeceğimi, hiçbir zaman kabul etmeyeceğimi o belirlemişti, ayrılmak kendi kararıydı ve gitti.
Sinan son iki yıl içerisinde ayrıldığım üçüncü erkek oldu. Her biri yeni bir umut vaat edip sonra hayal kırıklığına dönüşen üç ilişki.
Nasıl başlamıştık?
Birkaç ay önce -şimdi düşününce altı aydan fazla olmalı- bir akşam Kınalıada'dan eski arkadaşım Rakel'in tutturmaları sonucu Cihangir'deki bir galerinin açılışına gitmiştim. Açılışın olduğu mekanın üst katında bir de parti vardı, Rakel her zamanki gibi geç kalmıştı ve açıklıyorum, bir şeyler atıştırırım düşüncesiyle (karnım çok açtı) partide takılmaya başladım. Bir süre yalnız kaldıktan, kendimi bulamadığım kanapeler yerine bayaaaa çok narlı vodkaya verdikten sonra yanıma bir kaç gün önce bir konferansta karşılaştığım, bir sivil toplum derneğinin proje danışmanı olan Hande geldi ve beni Ahmet diye biriyle tanıştırdı.
Ahmetle bir proje sırasında tanışmışlardı. Tam olarak ne iş yaptığını öğrenemedim, zaten bunu söylemeye meraklı da görünmüyordu. Sadece Ankara'ya ve Brüksel'e sürekli gittiğini söyledi. Kopkoyu siyah, kıvırcık saçları vardı, siyah bir gömlek giymiş, siyah çerçeveli gözlük takmıştı. Bu kadar kapkara giyinip kırmızı şarap içmesi yüzünden bir süre sonra, narlı vodkaların da etkisiyle, "Sen bir vampir olmalısın Ahmet!" dedim. Suratını hiç bozmadı, bir kaç saniye anlamsızca yüzüme baktıktan sonra kafasını çevirerek sanki hiçbir şey söylememişim gibi Hande'yle konuşmaya başladı. Ukala bir adamdı Ahmet, ondan pek hoşlanmadığımı söyleyebilirim.
Her neyse, bir süre sonra Sinan yanımıza geldi, Ahmet'i daha önceden -hem de bu duruma pek mutlu olmayan bir halde- tanıyor olmalıydı ki, onunla soğuk bir tonda konuştuktan sonra bana döndü, "Bu adam hakikaten çok burnu havadadır. Sizi onunla konuşma külfetinden kurtarayım isterseniz, merhaba ben Sinan" diyerek elimi sıktı.
Narlı vodkaların etkisinden midir (ki bu noktada Hasan'ın meşhur kanda olması gereken alkol hesabı teoremini belirtmem gerekir ki bunu bir sonraki kayıtta aktaracağım), Sinan'ın çok sevdiğim parfümü Davidoff'un Adventure'ünden midir neden bilmem bu ilk tanışma Sinan'a aşık olmam için yeterli olmuştu.
Bu arada Sinan'ın kompozitör olduğunu da eklemem gerekiyor. Evden onca cd toplanmasının altında Sinan'ın bu yorucu mesleği yatıyor. Birkaç ay sonra gösterime girecek olan Garip filmini izlerken Sinan'ı hatırlayın..
Sinan'la ilişkimiz çok hızlı ilerledi. Önceleri haftasonlarını birlikte geçiriyor, ya şehirdışında bir gece kalmalı gezilere gidiyordur veya cumartesi akşamını dışarıda geçirerek pazar sabahları Rumeli Hisarı'nda kahvaltıya gidiyorduk. Bir süre sonra bunlar yetmez oldu ve benim yanıma taşınmaya karar verdi. Anahtarları ilk kopyaladığım ve Sinan'a verdiğim günü hatırlıyorum da, öyle mutluydu ki akşam gittiğimiz restorandaki garsona yüzde otuzdan fazla bir oranda bahşiş vermişti. (Ki Sinan normal şartlarda bahşiş vermeyi sevmez)
Onun sayesinde yepyeni bir çevreyle tanıştığımı söyleyebilirim, müzik dünyasından arkadaşlarım oldu, konserlere, partilere gittik beraber, hatta bir gün Hasan "Sanki Sindrella'ya dönüştün" dedi; Sinan'layken daha güzel giyinip herkesin dikkatini çekiyormuşum. Sinan açıkça hayatımı renklendirdi ve bunu yaparken de beni fazlasıyla şımarttı.
Bir süre sonra Sinan'ın şımarttığı tek kadın olmadığımı fark ettim. Yanlış anlamayın, beni hiç aldatmadı -en azından bildiğim kadarıyla- ama o hakikaten doğuştan yaratılmış bir don juan ve birlikte olduğunuz kişinin her an başka biriyle flört edebileceğini bilmek ego açısından hiç tatminkar bir durum olmuyor. Hatta bu flörtöz hareketlerini yaparken saklama gereği de duymuyor ve çoğu zaman banal repliklerle ("Aman tanrım ne kadar güzel kokuyorsun böyle, sanki mayıs ayında yayılan mimoza kokusu gibi") aptal akıllı her tür kadını kendine çekmeyi başarıyor.
Ona bu romantik oyunuyla mutluluklar dilemeyi bir süredir düşünüyordum zaten. Ama durup dururken evlenme teklif etmesi, kabul etmemem üzerine sinirlenip bana küfürler etmesi sabrımı zorladı. Ona bir süre düşünmem gerektiğini söyledim, o da "Kabul etmeyeceksin beni. İstemiyorsun. Gidiyorum" dedi ve gitti. Geçmiş olsun. Artık konsere giderken para vermek zorundayım.
Okuduğunuz gibi Sinan'dan ayrılmam benim üzerimde çok travmatik bir etki bırakmadı. Bana aldığı ve çok sevdiğim hediyeleri geri almasına rağmen. Benim için aşk hayatımı travmatik yapan Sinan'ın aslında bir bütünün parçası olması; bir Elif Hansız tarzı ilişki kümesinin küçük nokta şeklindeki elemanı Sinan. Beni daha yakından tanımak için kümenin bütün yuvarlaklarını okumanız lazım.
Diğerlerini merak ediyorsunuz değil mi? Yeni postlarımı bekleyin...