20.09.2010

Bloga en son post yazdığım temmuz ayından beri bu yana yine bir koşuşturmaca içindeydim ve bütün bu hay huy tamamen Alteria Initiative'le alakalıydı. Ağustosun ortasına kadar İstanbul bürosunu güçlendirme çalışmalarıyla ilgili pek çok görüşme yaptım. Görüştüğüm kişiler bana sık sık Alteria'nın kadın hareketinde ne gibi bir yenilik katacağını sordular ve onlara verebilecek pek bir cevap veremedim; zaten Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi ülkeler üstü kurumlar bünyesinde oluşturulmuş çeşitli kadın örrgütlenmeleri var ve Alteria onlar yanında ayakları yere basmayan ve ütopik bir kurum gibi duruyor. Bu durumu Jacquie'ye anlattığımda, yakın zamanda bizim de çok güçlü olacağımızı ve bu endişelerimin ortadan kalkacağını söyledi. Ona göre bizim farkımız, zaten ataerkil bir düzende oluşturulmuş yasaları göz önüne almayacağımız ve kendimiz için yeni yasalar, yeni yaşayış biçimleri belirleyecek olmamız. Ama diğer kadınların desteği olmadan küçücük sayımızla bunu nasıl yapabileceğimize dair bir fikrim yok. Ayrıca Jacquie eşitlik vaadimizin yüzyıllar almadığını, şu an yaşayan kadınlar olarak bizim bu eşitlikten faydalanabileceğimizi söylüyor. Ona göre bunu sağlayacak olan da bir devrimmiş. Bu kadar kısa süreli değişiklikleri gerçekleştirmek çok radikal çözümler gerektirebilir ve kimi zaman Jacquie'nin bu iddialı lafları beni korkutabiliyor. Ama bir kez bu yola girdiğim için artık çıkabileceğimi düşünmüyorum.
Ağustos'ta İstanbul'da yapılan çalışmalar bir noktaya kadar ilerlediği ve artık büronun yönetimini yardımcıma bırakabileceğim için Jacquie benim Londra'da merkez olarak seçtiğimiz büroda çalışmamın daha doğru olacağını söyledi. O yüzden ağustos ortasında Londra'ya taşındım; ki bu da başlı başına sıkıntılı bir süreç oldu.
Aileme Londra'ya gideceğimi aldığım yanıt, "ne kadar güzel, bize de dönerken çay getirirsin" şeklinde oldu. Temmuzdaki sıkıntılı görüşmemizden sonra aileden kimse benim sadık bir kız çocuğu olarak yaşamaya devam etmemi beklemiyor galiba. Ama orada uzun süre kalabileceğimi ve üniversitedeki çalışmamı dondurduğumu söylediğimde bu durumdan pek hoşnut olmadılar. Annem yeterince düşünüp düşünmediğimi sordu; babamsa durumu pek önemsemedi, günün birinde İngiliz polisi tarafından alıkonursam beni kurtarabileceğini düşündüğü bir arkadaşının Londra'da yaşayan avukat oğlunun telefonunu vererek "hapse girmesen de arayabilir, oldukça yakışıklı bir çocuk" dedi. Kim bilir belki çok yalnız kaldığım bir gün kahve içmek için arayabilirim.
Ailemi bir şekilde sağ salim döneceğime ikna ettim ama asıl dert Sinan'la tanıştığım akşam tanıştırıldığım Ahmet'le tekrar karşılaştığımda oldu. Dekanla görüşmek için üniversiteye gittiğim bir gün Ahmet'i ilk kez bizim okulda gördüm. Onu ilk gördüğümde pek tanıyamadım (epey uzun süre önce bir akşam vakti karşılaşmıştık ve ona dair aklımda tek kalan şey vampire benzemesiydi; ki okulda hiç vampire benzeyen bir hali yoktu). Eylülden itibaren orada güvenlik konusunda ders vermeye başlayacakmış, okulda karşılaşmış olmamızdan dolayı aslında memnunmuş çünkü zaten bir süredir benim yaptıklarımı basın yoluyla takip ediyormuş ve çalışmalar konusunda konuşmak için görüşme talep edecekmiş. Daha sonra görüşmemiz zor olabilir düşüncesiyle bu isteğini kabul ettim ve okula yakın bir kafede oturup konuşmaya başladık. Önce bana pek çok soru sordu, ve biraz sorgulandığımı hissettim; Alteria'ya ne zaman girmiştim, içeriden kimleri tanıyordum, nasıl çalışıyorduk, planlarımız neydi, Türkiye'den destekçilerimiz kimdi. Ona genel cevaplar verdikçe daha detaylandırmamı istedi, en sonunda dayanamayarak okulda ders vermek dışında ne işle uğraştığını sordum. Sorumu istediğim kadar açık cevaplandıramayacağını ama ülkelerarası güvenlik konusunda çalışan bir kuruluşa bağlı olduğunu, bu yüzden Alteria Initiative hakkında bilgi alması gerektiğini söyledi. Böyle bir yanıt beklemiyordum açıkça. Daha bir kaç ay önce kurulmuş bir kadın kuruluşunun güvenlik açısından nasıl bir tehdit olabileceğini anlamadığımı söyledim ona; ve beni sorguladığı için ona kızdım, zira gayet saf bir şekilde kendi mesleğimden biriyle sohbet ettiğimi düşünüyordum. Bunun üzerine beni oldukça rahatsız eden bir şekilde, tam olarak neye girdiğimi bilmediğimi, yurtdışına gideceğimden haberdar olduğunu ve gitmeden önce bu konuda iyi düşünmem gerektiğini söyledi. Ona cevap vermeden masadan kalkmayı tercih ettim.
Londra'ya vardığımda İstanbul'da bana dert olan herşeyi uzakta bıraktığımı hissettim. O yüzden şu an daha mutluyum. Son bir kaç ayda buradaki kadınlar o kadar yoğun çalışmışlar ki, şimdiden kocaman bir Alteria Initiative merkez bürosu oluşmuş ve kamuoyu tarafından da yakından tanınmış. Derneğin üyeleri arasında İngiltere'nin oldukça önemli yazarları, akademisyenleri ve politikacıları var; ülkeler ve uluslararası örgütler nezdinde sürekli toplantılar gerçekleştirip kadına duyarlı ortak bir Avrupa anayasası oluşturmaya çalışıyorlar. Henüz Avrupa Anayasası oluşturulamadan böyle bir alt metin yaratılması fikri çok ilgi çekici; pek çok erkek köşe yazarı makalelerinde bu durumu ölümüne eleştiren tutuma girmiş bile ama anayasaya olan kadın desteği çok fazla. Hatta bir referandum düzenlenmesi durumunda bütün kadınların oyunu alabilmemiz halinde yasanın çıkartılabileceğine dair bir görüş var; ki bu sayısal olarak da kadın-erkek oranlarında kadınların sayısının Avrupa'da fazla olması dolayısıyla doğrulanıyor. Herkese ulaşabilmemiz tabi ki zaman alacak.
Çoğu zaman görevim dolayısıyla kendimi çok eksik hissedip hayal kırıklığına uğrayabiliyorum. Bu görevi isteyen, deliler gibi çalışan çok entellektüel feminist kuramcılar var, ama kararları yönetim kurulu ve başkana iletip takvime alınmasını sağlamak için benden geçmek zorundalar. Bazen verdikleri referansları anlamıyorum bile; bana örneğin 1994 yılında ... davası olmuştu falanca kadın filanca ülkede yargılanmıştı gibi açıklamalar yapıyorlar. Üniversitede ders verirken kendi dersimin hakimi gibiydim; ne öğrencilerin ne de aynı alanda çalışmadıkları için iş arkadaşlarımın konu hakkında bir fikri olmuyordu. Şimdi herşeyin abc'sini baştan öğreniyorum sanki. Keşke bütün bunların yazdığı bir kitap olsaydı da doğrudan çalışabilseydim.
Eylül sonuna kadar üzerinde çalıştığım konuysa dünyanın diğer bölgelerinde ne gibi misyonlar düzenlememiz gerektiğine dair. Farklı kuruluşularla yapılan iletişim toplantılarına misyon diyoruz; genellikle biz onlardan görüşme talep ediyoruz ama tanındıkça bize gelmeye başlayanlar da oluştu. Avrupa'da siyasete belli oranda kadın katılımı var, ama pek çok ülke (buna Türkiye de dahil) çok geride. Bu yüzden ben şimdilik ülke-kişi eşleştirmesi yapıyorum; önümüzdeki ay itibariyle de benim seyahatlerim başlayacak.

Yorum Gönder

  © Blogger template Webnolia by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP